SDR, Hibrit ve Analog Sistemler, Rakamların Ötesindeki Gerçekler

Merhaba Dostlar,

Bir önceki yazımda, Amiral gemisi modellerde stok problemi,  Küresel kritik parça krizlerinin, üretim zorluklarının ve tedarik zincirindeki kırılmaların sadece birer söylenti olmadığını, gerçek olduğunu detaylarıyla incelemiştik. Tüm bu krizlerin ortasındaki bu cihazların içinde ne var? Onları birbirinden ayıran o teknolojiler aslında ne anlama geliyor ve bizim DX avımızda, yarışmalarda ya da sadece keyifli bir sohbette ne kadar fark yaratıyorlar?

Bu yazımda, işin “neden” kısmından ziyade “nasıl” ve “ne fark yaratıyor” kısmını inceleyeceğiz.  O harika kutuların içindeki teknolojik kalplere, yani alıcı mimarilerine göz atacağız birlikte. Onlarca yıldır sektörün belkemiği olmuş Analog Süperheterodin efsanesini, dijital devrimin tüm kapılarını açan Doğrudan Örneklemeli SDR’ı ve bu iki dünyanın en iyi yönlerini sentezlemeyi vadeden Hibrit SDR sistemlerini sadece yüzeysel değil, mühendislik perspektifinden de nacizane incelemeye çalışacağız.

Ama bu sadece kuru teknik bir karşılaştırma olmayacak. Aynı zamanda, hepimizin referans kabul ettiği o meşhur Sherwood Engineering tablolarındaki sihirli değerlerin ötesine geçeceğiz. Özellikle RMDR (Reciprocal Mixing Dynamic Range) gibi bir değerin, bizim insan kulağımız ve insan beynimiz için gerçekten ne ifade ettiğini sorgulayacağız.

Hazırsanız, başlayalım..

Nesilden Nesile Aktarılan Efsane: Analog Süperheterodin (Superheterodyne) Mimarisi

Amatör telsizciliğin altın çağından bu yana, on yıllardır standart haline gelmiş, kanıtlanmış ve saygıdeğer bir teknoloji kendileri. Rahmetli babamın TA1HY (SK) zamanında kullandığı, o eski ama ruhu olan telsizlerin, hatta benim gençlik yıllarımdaki ve hala baş köşede tutup dinledikçe keyif aldığım birçok cihazın kalbinde hep bu mimari vardı. Bu sistem, telsizcilik tarihine altın harflerle yazılmış bir başarı hikayesi aslında.

Nasıl Çalışır? : Süperheterodin alıcıyı, tıpkı çok katı kuralları olan, aşamalı bir mekanik güvenlik kapısı sistemi gibi düşünebilirsiniz. Antenden gelen, atmosferdeki binlerce farklı radyo sinyalini (ki bunların çoğu gürültü ve istenmeyen parazitler) içeren devasa elektromanyetik kargaşanın içinden sadece ve sadece sizin dinlemek istediğiniz o tek bir frekansın geçmesine izin veriyor. Bunu, gelen RF sinyalini bir veya daha fazla aşamada, frekansı sabit bir Ara Frekans (Intermediate Frequency – IF)değerine dönüştürerek yapıyor. Her bir IF aşamasında, kristal filtreler veya seramik filtreler gibi çok keskin bant geçiren filtreler kullanılır. Bu filtreler, istenmeyen sinyalleri, dinlemek istediğiniz sinyal ne kadar zayıf olursa olsun, acımasızca eler ve bastırır. Ana mimari Analog Karıştırma, Aşamalı Frekans Dönüşümü ve Donanım Tabanlı Analog Filtreleme üzerinde. Her adımda, sinyalin saflığı artırılır.

Yüksek performanslı süperheterodin alıcıların en kritik bileşeni, IF – Ara frekans zincirindeki ilk filtre olan çatı filtresi’dir (Roofing Filter). Adını, sonraki tüm aşamaları güçlü komşu sinyallerin yağmurundan koruyan bir çatı gibi davranmasından alır. Bu filtrenin görevi, dinlenilen frekansa çok yakın olan aşırı güçlü sinyalleri, sistemin dinamik aralığını bozmadan önce acımasızca ortadan kaldırmaktır.

Avantajları:

Kurşun Geçirmez Ön Uç (Front-End): Bu mimarinin en tartışmasız gücü budur. Özellikle roofing filtreleri sayesinde, güçlü komşu istasyonların alıcınızı aşırı yüklemesini, sağırlaştırmasını veya daha da kötüsü boğarak kendi iç gürültüsünü üretmesini (intermodülasyon distorsiyonu) engellemede inanılmaz derecede başarılıdır.

Kanıtlanmış Olgunluk ve Güvenilirlik: Onlarca yıldır geliştirildiği için tasarım prensipleri son derece olgunlaşmıştır. Bu da uzun ömürlü ve istikrarlı cihazlar anlamına gelir.

Doğal Ses Algısı: Bazı deneyimli operatörler, analog filtreleme ve işlemden geçtiği için ses çıkışının daha sıcak, doğal ve kulak yormayan olduğunu savunur. Ki bende aynı şekilde düşünenlerdenim 🙂 Bu sübjektif bir değerlendirme olsa da, birçok kullanıcı için önemli bir tercih sebebidir.

Dezavantajları:

Bileşen Bağımlılığı ve Kırılganlık: Performansı, içindeki fiziksel kristallerin, seramik filtrelerin, bobinlerin ve kapasitörlerin kalitesine birebir bağlıdır. Ve evet, bir önceki yazımda da de gördüğümüz gibi, bu hassas ve çoğu zaman özel üretim parçalar, küresel tedarik krizlerinden ilk etkilenenler arasında yer alabilir.

Esneklik Kısıtı: Geniş bir bandı aynı anda gerçek zamanlı olarak gösteren o muhteşem şelale veya spektrum ekranlarını bu mimaride, performanstan ödün vermeden oluşturmak oldukça zordur. Bu, operatörün bandın genel aktivitesini gözlemleme yeteneğini kısıtlar.

Üretim ve Ayar Karmaşıklığı: Çok sayıda hassas ve ayar gerektiren analog bileşen içerir. Her telsizin üretim hattında ayrı ayrı titizlikle ayarlanması gerekir, bu da üretim maliyetini ve süresini artırır.

Dijital Çağın Öncüsü: Doğrudan Örneklemeli SDR (Direct Sampling SDR)

Bu teknoloji, amatör telsiz dünyasına yepyeni bir bakış açısı getirdi ve bizi on yıllardır süregelen alışkanlıklarımızdan kopardı. Artık sadece dar bir kapıdan geçen sinyali dinlemek zorunda değiliz; tüm manzarayı aynı anda görüyoruz. FlexRadio, Elad, ApacheLabs gibi firmalar bu mimarinin saf örneklerini sunarken, Icom IC-7300 , Yaesu FT-710 gibi modellerle bu teknolojiyi geniş kitlelere ulaştırdı.

Nasıl Çalışır? : Doğrudan örneklemeli SDR’ı, radyo frekans spektrumunun tamamını (örneğin 0-60 MHz arasını) olağanüstü yüksek çözünürlükte ve saniyede milyonlarca kez fotoğrafını çeken, çok hızlı bir dijital kamera gibi hayal edebilirsiniz. Antenden gelen tüm RF sinyal yığını, hiçbir frekans karıştırma işlemi olmadan, doğrudan bir Analog-Dijital Dönüştürücü (ADC)çipine giriyor. Bu ADC, gelen analog sinyali çok yüksek hızda ve çözünürlükte (örneğin 14-bit veya 16-bit) sayısallaştırır. Bu devasa dijital veri akışı daha sonra güçlü bir FPGA ve/veya DSP gibi işlemciler tarafından yazılım algoritmaları kullanılarak işlenir.  İstediğiniz sinyali, bu dijital fotoğrafın içinden, tıpkı bir bilgisayar programında olduğu gibi, yazılımla yakınlaştırarak seçer ve filtrelersiniz. 

Bu mimarinin en büyük zayıflığı, ADC’nin her şeyi görmesidir. Eğer antenden gelen çok güçlü bir bant dışı sinyal varsa, bu sinyal ADC’nin tüm kapasitesini doldurarak onu doyuma ulaştırabilir hatta kör edebilir. Bu soruna çözüm, ADC’nin önüne yerleştirilen bir ön seçici (preselector) filtresidir. Ön seçici, dinlenilen bandın dışındaki çok güçlü sinyalleri, ADC’ye ulaşmadan önce zayıflatır ve onu korur.

Avantajları:

İnanılmaz Esneklik ve Görsel Geri Bildirim: Şelale ekranı ve geniş spektrum ekranı bu teknolojinin doğasında var. Tüm bandı aynı anda gerçek zamanlı olarak görmek, bizlere benzersiz bir durumsal farkındalık sağlıyor.

Yazılımla Gelen Güç ve Sürekli Gelişim: Filtre genişliğini milimetrik ayarlamak, gelişmiş gürültü azaltma (NR), otomatik çentik (notch) filtreler ve diğerleri… Bunların hepsi yazılımla yapılıyor ve cihaz basit bir firmware güncellemesi ile yepyeni özellikler kazanabiliyor.

Daha Az Analog Bileşen: Teorik olarak, daha az fiziksel, ayar gerektiren analog bileşen içerir. Bu da teorik olarak üretim maliyetini düşürüp, tedarik sorunlarına karşı daha az kırılganlık sağlayabiliyor. (ancak bir önceki yazımda gördüğümüz gibi, kalbindeki FPGA’lar ve ADC’ler tam da bu krizin merkezindeydi).

Dezavantajları :

ADC’nin Merhametine Kalmak: Her şey, analog sinyali dijitale çeviren o kritik ADC çipinin kalitesine, dinamik aralığına ve kapasitesine bağlıdır. Eğer ADC, gelen yüksek güçlü sinyaller karşısında sağırlaşırsa, dünyanın en gelişmiş yazılımı bile bu kaybolan bilgiyi geri getiremez. AKM yangını, bu tek nokta bağımlılığının ne kadar riskli olduğunu acı bir şekilde gösterdi.

FPGA Bağımlılığı ve Maliyet: Bu cihazların beyni olan o güçlü ve karmaşık FPGA’lar, hem çok pahalıdır hem de şu anki küresel tedarik krizinin tam merkezinde yer alıyorlar.

İki Dünyanın En İyisi mi? Hibrit SDR Mimarisi

Son yılların en popüler ve iddialı mimarisi. Fikir basit ve dahice: Neden Süperheterodin’in dayanıklılığı ile SDR’ın esnekliğini birleştirmeyelim?  Yaesu FT-DX101 ve Kenwood TS-890 gibi üst düzey cihazlar, bu mimarinin farklı varyasyonlarını kullanıyor.

Nasıl Çalışır? : Hibrit sistemler, gelen RF sinyalini ilk aşamada klasik bir Süperheterodin alıcı gibi işler. Yani, antenden gelen sinyal yığınını önce yüksek kaliteli analog bant geçiren filtrelerden (örneğin roofing filtreler) geçirerek daraltır, güçlü ve istenmeyen uzak sinyallerden arındırır.  Daha temiz, daraltılmış ve yönetilebilir hale gelen bu ara frekans (IF) sinyalini, daha sonra işlenmesi için yüksek hızlı bir ADC ve onu takip eden FPGA/DSP tabanlı bir SDR işlemciye gönderir.  Yani, Süperheterodin’in güçlü analog kalkanını ve SDR’ın esnek dijital beynini  birleştirir.

Avantajları:

Maksimum Performans Potansiyeli: Süperheterodin’in efsanevi güçlü sinyal yönetimi ile SDR’ın dijital esnekliğini mükemmel bir şekilde bir araya getirir.

Bu kombinasyon sayesinde, kağıt üzerinde ve Sherwood tablolarında genellikle en etkileyici RMDR (Reciprocal Mixing Dynamic Range) ve BDR (Blocking Dynamic Range) performans rakamlarına,  değerlerine ulaşırlar.

Dezavantajları:

Maksimum Karmaşıklık ve Maliyet: Hem bir Süperheterodin’in tüm analog devrelerini hem de bir SDR’ın tüm yüksek hızlı dijital devrelerini içerdiği için tasarım ve üretim süreçlerini son derece karmaşık ve maliyetli hale getirir.

Büyük Üçlünün Amiral Gemileri Bu Teknolojileri Nasıl Yorumluyor?

Teori güzel, peki pratikte bu felsefeler nasıl hayat buluyor? Pazarın üç devi Icom, Yaesu ve Kenwood’un amiral gemilerine baktığımızda, her birinin bu mimarileri kendi mühendislik kimlikleriyle nasıl şekillendirdiğini görüyoruz.

Icom’un Saf Dijitali (IC-7610): Icom, IC-7300 ile başlattığı doğrudan örnekleme devrimini IC-7610 ve IC-7760 ile zirveye taşıyor.  Bu cihazlar, ara frekans aşaması olmayan, saf bir SDR. Başarısının sırrı, her biri kendi ön seçicisine, ADC’sine ve işlemcisine sahip iki adet tamamen bağımsız alıcıda  ve ADC’yi güçlü bant dışı sinyallerden koruyan Digi-Sel adlı yüksek performanslı ön seçicide yatıyor.

Yaesu’nun Hibriti (FT-DX101D/MP): Yaesu, FT-DX101 ile hibrit konseptini bambaşka bir seviyeye taşıyor. Bu cihazda iki farklı SDR mimarisi bir arada çalışıyor.  Ana alıcı yolu, 9 MHz’lik bir IF’e düşürülen, keskin kristal roofing filtreleriyle korunan bir dar bant SDR. Bu, en zorlu QRM koşullarında maksimum performans için tasarlanmış. Tamamen bağımsız ikinci bir doğrudan örneklemeli SDR ise sadece muhteşem spektrum skobunu beslemekle görevli. Bu dahice tasarım, ana alıcının performansını spektrum ekranının yükünden tamamen yalıtıyor. Bu karmaşık sistemin arkasındaki bir diğer sır ise, son derece düşük faz gürültüsü üreterek yüksek RMDR değerlerinin temelini oluşturan 400MHz HRDDS yüksel çözünürlüklü DDS Osilatör.

Kenwood’un Rafine Hibriti (TS-890S): Kenwood, TS-890S ile hibrit felsefesine daha rafine ve odaklanmış bir yaklaşım sergiliyor. Kenwood, tüm mühendislik gücünü analog ön ucun mutlak kalitesini mükemmelleştirmeye adamış durumda.  Cihazın kalbinde, TS-990S’ten miras ve olağanüstü büyük sinyal işleme kapasitesiyle tanınan H-modu karıştırıcı bulunuyor.  Bu karıştırıcı, yüksek kaliteli roofing filtreleri ve düşük faz gürültülü bir osilatörle birleştiğinde, piyasadaki en kurşun geçirmez analog ön uçlardan birini oluşturuyor.  Kenwood’un asıl gücü ise kullanıcı deneyiminde yatıyor. Sezgisel menüleri, tatmin edici kontrolleri, üst seviye işçilik ve malzeme kalitesi ve birçok kullanıcının Kenwood Sesi veya Tonu olarak adlandırdığı, uzun dinlemelerde kulağı yormayan, temiz ve dengeli ses karakteristiği, markanın imzası haline gelmiş durumda.

Rakamların Ötesindeki Gerçeklik: Sherwood’un Tablosu, RMDR ve İnsan Kulağı

Hepimiz Rob Sherwood’un (NC0B) o meşhur alıcı test tablosuna en az bir kere göz atmışızdır. Bu tablo, telsiz alıcılarının performansını bilimsel ve tekrarlanabilir yöntemlerle ölçtüğü için bir standart haline gelmiştir. Peki, oradaki RMDR (Reciprocal Mixing Dynamic Range) gibi  rakamlar bizim telsizcilik deneyimimizde ne anlama geliyor?

Basitçe RMDR, bir alıcının, çok güçlü bir komşu istasyonun hemen dibindeki çok zayıf bir sinyali, bu güçlü sinyalin yarattığı gürültü (resiprokal karıştırma nedeniyle oluşan faz gürültüsü) altında ezilmeden duyabilme yeteneğidir.  Yüksek RMDR değeri, alıcınızın lokal osilatörünün temiz olduğunu ve dolayısıyla kalabalık bantlarda seçici bir kulağa sahip olduğunu gösterir. Bu, özellikle kalabalık contest ortamları için tabiri caiz ise kritik bir safkan yarış atı özelliğidir.

Tablo 1: Konumuz olan Amiral Gemilerinin Performansları

Cihaz 

Mimari 

RMDR (2 kHz Aralığında)

BDR (100 kHz Aralığında)

Kaynak 

Yaesu FT-DX101D/MP

Hibrit (Dar Bant SDR + Doğrudan Örneklemeli Skop)

110 dB

>147 dB

Sherwood Eng.

Kenwood TS-890S

Hibrit (H-Modu Karıştırıcı + Aşağı Dönüşümlü SDR)

105 dB

>151 dB

Sherwood Eng.

Icom IC-7610

Doğrudan Örneklemeli SDR

96-98 dB (IP+ AÇIK)

119-122 dB

Sherwood Eng.

Peki, insan kulağı RMDR gibi değerlerdeki o ufak farkları gerçekten ayırt edebilir mi? Örneğin, 110 dB RMDR ile 105 dB RMDR arasındaki o 5 dB’lik fark, bizim için ne anlama geliyor?

HAYIR. Çoğumuz için, normal kullanım koşullarında ve hatta birçok contest ortamında bu farkı bilinçli olarak ayırt etmemiz çok zordur.  Çünkü; dB (desibel) ölçeği logaritmik bir ölçümdür,  yani her 3 dB’lik fark, gücün iki katına çıkması anlamına gelir.  Ancak işitme ve algı söz konusu olduğunda, bu farklılıkları subjektif olarak algılamak çok daha zordur.

Farkın kritik hale geldiği an, sınırda olduğunuz andır: yani, dinlemek istediğiniz zayıf sinyalin, komşu istasyonun yarattığı gürültü tabanının tam da eşiğinde olduğu an.  Bu senaryoda, o ekstra 5 dB’lik temizlik, sinyali anlaşılmaz bir fısıltıdan, okunabilir bir sese dönüştürebilir.

Ancak, %95’lik kullanım senaryosunda, bir cihazın ergonomisi, menü yapısı, genel kalitesi, ses çıkışının yormayan tınısı, kullanım kolaylığı ve genel hissi, çoğu zaman bu 5-10 dB’lik RMDR farkından çok daha önemlidir ve operatörün telsizle etkileşiminden aldığı keyfi doğrudan etkiler.  Bu rakamlar, telsizlerin mühendislik mükemmelliğini gösterir; ancak o mühendislik mükemmelliğinin bizim günlük hobimizde yarattığı gerçek, hissedilebilir farkın her zaman aynı oranda olduğunu varsaymak doğru değildir. Bu, tıpkı 0-100 km/s hızlanması 3.5 saniye olan bir spor araba ile 3.0 saniye olan diğer bir spor araba arasındaki farkı günlük trafikte asla hissetmemek gibidir.

95 dB’in üzerindeki RMDR değerine sahip herhangi bir modern cihaz, çoğu amatör için fazlasıyla yeterli bir performans sunar.

Sonuç olarak, en iyi diye mutlak tek bir telsiz teknolojisi veya mimarisi yok malesef. Her biri, farklı mühendislik tercihleri, tasarım felsefeleri ve dolayısıyla farklı avantajlar ile dezavantajlar sunuyor. Rakamlar, bilimsel teknik birer yol gösterici olsa da, hikayenin tamamını asla anlatmazlar. Özellikle amatör telsizcilik gibi kişisel bir hobide, cihazın sadece kağıt üzerindeki performansı değil, sizin çalışma tarzınıza uyumu, size verdiği keyif, kullanım kolaylığı ve modülasyonunuzu en temiz şekilde havaya çıkaran genel deneyim çok çok daha önemlidir.

Benim tavsiyem, o parlak broşürlerdeki veya Sherwood tablosundaki rakamlara takılıp kalmak yerine, imkanınız varsa farklı telsizlere sahip arkadaşlarınızın istasyonunda  telsizin başına oturup düğmelerini çevirmeniz, alıcıyı dinlemeniz ve size nasıl hissettirdiğine, hobinizle nasıl bütünleştiğine karar vermenizdir.

Belkide çoğunuzun tüm detaylarına hakim olduğu sadece benim toparlayarak tekrarlamaya çalıştığım bu yazı umarım kafanızdaki bazı sorulara ışık tutmuş ve size yeni ufuklar açmıştır.

73 DE TA2LE – Haluk

Scroll to Top